
1985 yılında Azerbaycan’ın Gence şehrinde dünyaya geldi. Eğitim hayatına aynı şehirde başladı. Sanata olan ilgisi ve yeteneği erken yaşlarda fark edilerek ailesinin yönlendirmesiyle Saint Petersburg’da resim sanatı üzerine özel eğitim aldı. Bu özel eğitim süreci, ilerleyen yıllarda alacağı yüksek sanat eğitiminin de temelini oluşturdu.
Akademi kökenli hocalarının, onun heykel alanında resme kıyasla daha güçlü bir potansiyele sahip olduğunu fark etmesi ve bu yöndeki yönlendirmeleri üzerine, sanat eğitimine heykel ana dalında devam etmeye başladı. Üniversite eğitimini, dünyanın en köklü ve prestijli sanat kurumlarından biri olan Saint Petersburg Güzel Sanatlar Akademisi Anıtsal Heykel Bölümü’nde tamamlayarak mezun oldu.
Zamanla iç tasarım alanına yönelerek çeşitli çalışmalar gerçekleştirdi. Mimari projelerde görev aldı; iç mekân tasarımı ve düzenlemesi üzerine Rusya’da çeşitli mimar ve mühendislerle birlikte çalıştı.
10 yılı aşkın süredir Türkiye’de profesyonel olarak iç ve dış mekânlar ile açık alanlar için özgün ve özel eserler tasarlamaktadır. Sanatını yalnızca bulunduğu coğrafyayla sınırlı tutmayarak, dünya çapında çeşitli projelerde yer almaya ve üretimlerini uluslararası ölçekte sürdürmeye devam etmektedir.
MANİFESTO
Heykeli mimari yapılarla birlikte ele alma yaklaşımımın temelinde, eseri yalnızca atölye sınırları içerisinde üretilen bağımsız bir nesne olarak görmemek yer alır. Heykele ayrılmış geleneksel alanların dışına çıkarak, mimarinin sunduğu potansiyeli doğrudan üretim alanına dönüştürmeyi amaçlıyorum. Benim için yaratım süreci, belirli bir hacme sıkışmak değil; aksine, mekânın sunduğu olanakları aktif biçimde kullanarak heykeli yaşadığı alanla bütünleştirmektir.
Çalışmalarımda, alanın işlevselliği doğrultusunda heykelin kütlesi, yerleşim biçimi, ışık ve gölge ilişkileri gibi temel plastik problemleri; mimarinin tavrı, ritmi ve ergonomisiyle birlikte ele alınır. Böylece eser, bulunduğu yapıya sonradan eklenen bir unsur olmaktan çıkar; mekânın yapısal ve estetik kimliğinin parçası hâline gelir.
Mimari ile sanatın tarihsel olarak birbirinden ayrılmaz iki disiplin olduğuna inanıyorum. Günümüzde ise özellikle heykelin; yeni estetik anlayışlar ve dogmatik yaklaşımlar içerisinde, kendi özsel bağlamından ve toplumsal işlevinden uzaklaştırıldığını düşünüyorum. Bu nedenle üretimlerimde, heykelin temel niteliklerini korurken aynı zamanda sanatı gündelik yaşamın içerisine taşıma sorumluluğu hissediyorum.
Bu yaklaşım doğrultusunda, klasik atölye pratiğinden uzaklaşarak kendi üretim dilimi oluşturdum. Farklı dönemlerde çamur, metal ve yontu gibi çeşitli malzemelerle çalışsam da, bu malzemelerin ifade biçimimi sınırlandırdığını hissettim. Alçıyla çalışmaya başladığımda ise karakterime ve üretim refleksime daha yakın bir tavır geliştirdiğimi fark ettim. Alçının hızlı, doğrudan ve hareketli yapısı; üretim sürecimdeki dinamizmi destekledi ve mekânla kurduğum ilişkiyi daha özgür biçimde geliştirmeme olanak sağladı.
Bugün pratiğimin merkezinde; alçı, anatomi ve mimariyle bütünleşen yüksek rölyef anlayışı yer alıyor. Teknik anlamda bu alanda ustalaştığımı düşünürken, kavramsal ve yaratıcı açıdan kendimi sürekli geliştirmeye açık bir üretim süreci sürdürmeye devam ediyorum.